...giriş itibariyle not edim...zizek marksla freud arasında kurduğu analojide şunu diyor: "her ikisinde de mesele biçimin ardında gizlendiği varsayılan içeriğe yönelik basbayağı fetişist meraktan uzak durmaktır. analiz yoluyla açığa çıkarılan sır, biçim tarafından gizlenen içerik değil, tam tersine bu biçimin kendisinin sırrıdır"
fetişist merak eleştirisini önemsedim oldukça. freud'u fazla bilmiyorum açıkçası ama marks'ın analizi bugün siyasete, topyekün gerçekçi* bir dönüşüme bir şeyler katıyorsa katacaksa "biçimin kendisinin bilgisini" ortaya koyma perspektifinden olabilir bu.
bir de devriye gezen polonyalı asker fıkrası şahane:)
*gerçek konusundaki lacan eksenli analizini iyi anlamak gerekiyor bayağı merkezi bir konum arzedicek muhtemelen kitapta.
http://www.marksist.org/dunya/afrika/2927-slavoj-iek-araplarin-devrimci-ruhundan-neden-korkalim-
YanıtlaSillacan'cı Gerçek ile ilgili benim anladığım şöyle bişey idi:
YanıtlaSil(gerçi Gerçek-İmgesel-Simgesel diye bi üçlü var ama ben daha bi anladığım Gerçek-Simgesel ilişkisinden anladığım kadarıyla bahsedecem)
ama biraz sonra...
öncelikle, lacan Gerçek kavramını özel bir anlamda kullanıyor. yani "gerçekçi"deki "gerçek"ten apayrı bir anlamda.
YanıtlaSilSimgesel'den (Sembolik'ten) kasıt, dünyayı anlamlandırdığımız sisteme (ya da "sembolik düzen"e) dahil olan herşey. örneğin dil büyük ölçüde sembolik düzen ile ilişkili diyebiliriz. belki de sembolik düzeni bilinçle ilişkilendirebiliriz, ya da başka bir yaklaşımla Kant'ın fenomenal evreniyle.
Gerçek ise, böyle bir simgeselleştirmeye, simgesel düzen tarafından soğurulmaya direnen "sert çekirdek" olarak tanımlanıyor. sanırım bunun en bilinen ve düz örneği, ölüm. elbette, ölüm belli bir anlamda simgesel düzen içine çekiliyor: cenaze törenleri vs. ile, fakat simgesel düzen tarafından kapsanamayan bir tarafı kalıyor.
lacan için, herhangi bir nesne bir Gerçek parçası işlevini görebilir, anladığım kadarıyla. zaten, bir nesne özsel özellikleriyle Gerçek ya da Sembolik olarak adlandırılmıyor, bu kavramlar o nesnenin kişi tarafından nasıl konumlandırıldığı ile ilgili. mesela deyvid linç filimlerinde zırt pırt ortaya çıkan, sembolik evrende anlam içermeyen ya da içermesi gereken anlamı içermeyen (anahtar vırt zırt) fakat değişmezlik ve tekinsizlik nitelikleri taşıdığı varsayılan nesneler, bahsedilen Gerçek'in temsilleri olarak alınabilir (yine anladığım kadarıyla)
aslında kitabın sonundaki sözlük'te bu konuda bilgi var. cimnastik olsun diye anladıklarımı (çok muhtemel ki yanlış anladıklarımı) yazayım dedim.